Dayanışma

 

Emeklinin sokaktan başka şansı yok
Milyonlarca emekli umudunu Temmuz zammına bağlarken öngörülen %18’lik zam, şimdiden erimeye başladı. Tüm Emeklilerin Sendikası, Emekliler Platformu ile “yaşanabilecek ücret” talebiyle 3 Temmuz’da sokağa çıkacak.
Zonguldak - Tüm Emeklilerin Sendikası'nın Ocak 2026'da günler süren eylemi:



























F: İbrahim Akyürek  <>  67sergi@gmail.com 

  

TEMA

 

TEMA piknikçilerine NATO gözaltısı: TKP/ML dosyasından alındılar

Ankara’da 7-8 Temmuz tarihlerinde gerçekleşecek olan NATO zirve öncesi kentte olağanüstü hal koşulları yaşanıyor. Dün sabah saatlerinde çok sayıda eve polis baskını düzenlendi. Baskınlarda evlerin kapıları kırıldı. Hakkında gözaltı kararı verilen 241 kişiden 209'u gözaltına alındı.

Dün sabah saatlerinde gözaltına alınanlar arasında yakın zamanda TEMA Vakfı’nın düzenlediği piknikten dönerken yolda karşılaştıkları madencilerle görüşen ve aralarında emekli öğretmenlerin bulunduğu çok sayıda TEMA gönüllüsünün de olduğu öğrenildi.

TEMA Vakfı’nın 3 Haziran’da düzenlediği Nallıhan Kuş Cenneti’ne pikniğine giden 42 gönüllü dönüş yolunda Ankara’ya yürüyen Yıldızlar SSS Holding maden işçileri ile karşılaştı. Madencilerle görüştükten sonra yola çıkan gönüllüler bir süre sonra jandarma ekipleri tarafından durdurularak kimlik kontrolü yapıldığı öğrenildi.

TEMA gönüllüleri, yarın sabah Sıhhiye Adliyesi'ne sevk edilecek.

42 GÖNÜLLÜ GÖZALTINDA 

                           

TEMA gönüllülerine terör sorgusu: "Kod adınız ne?"

                         

Maocu teyzeler örgütü!  Barış Terkoğlu  Cumhuriyet

NATO Kafa

 

 NATO ne film çeviriyor? 

HOLLYWOOD OPERASYONLARI 

NATO’nun, hele de ABD’nin film sektörüne doğrudan müdahil olması yeni değil. Özellikle Pentagon ve CIA’in bu konularda çok özel çalışmalar yürüttüğü, yapımcıdan yönetmene, senaristten oyuncuya her düzeyde Hollywood’a nüfuz ettiği biliniyor.

Bu konuda Türkçesi de olan iki önemli kitap var. İlki Jaques Seguela’nın Hollywood Daha Beyaz Yıkar kitabıdır (Alfa, 1991). Kitap özetle emperyalist ABD’nin kültürel hegemonya için Hollywood’u nasıl kullandığını ortaya koymaktadır. İkinci kitap ise David L. Robb’un Hollywood Operasyonları kitabıdır (Güncel Yayıncılık, 2005). Pentagon belgeleri ile yapımcı ve senaristlerle yapılmış görüşmelere dayanan kitap, ABD ordusunun Hollywood filmleri üzerinden dünyaya nasıl “sempatik” gösterilmeye çalışıldığını ortaya koymaktadır.

CIA-PENTAGON-NATO FAALİYETLERİ

CIA’in bu işleri yapmak için “Eğlence Sektörü İşbirliği” adlı birimi bile var. Bu birim sadece film sektörüne değil; gazete, dergi ve kitap alanına da “ABD emperyalizminin çıkarları” için müdahil oluyor. Sadece filmlerin ya da kitapların içeriklerini yönlendirmekle kalmıyor, doğrudan film yapılmasını ve kitap yazılmasını bile sağlıyor!

Pentagon’un bu alandaki faaliyetleri ise büyük bir endüstri oluşturmuş durumda. Öyle ki bu endüstri akademik literatürde “askeri-eğlence kompleksi” olarak isimlendirilmektedir.

NATO’nun da bu kültürel alanlara müdahil olması için birimi var: Kamu Diplomasisi Komitesi. Komite bünyesinde kamuoyu oluşturma, medya ilişkileri ve stratejik iletişim alt birimleri var. 

           

Mehmet Ali Güler   Cumhuriyet  

2017 - Ankara

Madencilere ithafen bir sergi

Fuarın en dikkat çeken sergilerinden ‘Soyunuyoruz’ 19 genç sanatçının eserlerinden oluşuyor. Sergi, Hacettepe Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü öğrencileri tarafından madencilerin soyunma odasından esinlenerek hazırlanmış. Küratör asistanlığını üstlenen Sadık Ramazan Yılmaz, Soma faciasında gazete kupürlerinde izlenen madencilerin soyunma odalarından esinlenerek sergi hakkında “Hocamız 2014 yılında Soma faciasının haberlerinde gösterilen madencilerin soyunma odalarından esinlenerek böyle bir sergi açmayı düşündü. Üç yıllık düşünce ve projeden sonra 48 adet çöp bidonu ile beraber sergi oluşturuldu. Burada meselemiz bütün madencileri anmak ve hatırlamak. Bu sergide her sanatçı kendi hissini, duygusunu yansıtmak istedi” diyor. 2017

                            

2024

 

RESİM

       

Kömür taşıyan madenci kadınlar (Vincent Van Gogh, 1882)

ÜNLÜ RESSAM VAN GOGH’UN MEKTUPLARINDA KÖMÜR İŞÇİLERİ (MADENCİLER): “KARANLIKTAN VARILIR IŞIĞA”
   «Kömür Madeninde» adlı küçük desen pek o kadar önemli değil, ama hiç düşünmeden çiziverdim işte onu, çünkü madende çalışan bir sürü adamlar görüyorum burda, belli niteliği olan bir topluluk bu. Gördüğün evceğiz iskele yolunun üstündedir, büyük bir atölyeye bitişik küçük bir kahvehanedir aslında, işçiler paydos saatinde oraya ekmeklerini yemeğe ve bir bardak bira içmeye gelirler.

   Bir zamanlar, İngiltere’de maden ocaklarının işçileri arasında papaz olmak için dilekçe vermiştim, ama kabul edilmedi, en azından yirmi beş yaşında olmam gerektiği ileri sürüldü. Bilirsin ki, yalnız İncil’in değil, bütün Kutsal Kitabın en köklü, en esaslı gerçeklerinden biri «Karanlıkta Parlayan Işıktır».

   Sabah kar altında kömür madenine giden kadın erkek madenciler gördüm; dikenli bir çit boyunca uzanan bir patikada yürürken, gölgeleri hayal meyal seziliyordu alaca karanlıkta; arkada madenin büyük yapıları ve hurda demir yığınları birer karaltı olarak süzülüyordu havada.
   Marcasse dedikleri burası çevrenin en eski ve en tehlikeli madenlerinden biriymiş. Çok belâlı sayılıyor, çünkü inişte de çıkışta da boğucu havası ve grizu patlamaları, bir de yeraltında akan sular ve eski galerilerin çökmesi yüzünden birçok kazalar olurmuş bu madende. Kapkara bir yer burası, bütün çevresi de ilk bakışta donuk ve kasvetli.

https://www.cafrande.org/van-goghun-mektuplarinda-komur-iscileri-madenciler/ 


 İşçilerle tanışma

“Orta sınıftan gelen Van Gogh hayatında ilk kez işçilerle tanışıyordu. Bunlar cahil ve yoksul insanlardı; tehlikeli ve ağır işlerde çalışıyorlardı. Ama Van Gogh açısından onların basit yaşam tarzlarında daha büyük bir gerçeğin saklı olduğunu düşünüyordu. Ressam olduktan sonra konularını oradan seçti. Hayran olduğu Jean-François Millet gibi o da işçilerin yaşamını resme dökmek istiyordu. Bu konu onun için hep önemli oldu. Van Gogh Borinage’de kendisini etkileyen günlük sade yaşam tarzı ve kır yoksullarının yanı sıra orada “ilk kez doğa çalışmaya” başladığını söylüyordu. Van Heugten’a göre, “Madencilerin oturduğu basit kulübeler iyi bir örnek. İlk iki çiziminde bu kulübeleri konu aldı ve kariyeri boyunca bu onun için önemli bir tema oldu”   

Zonguldak

Ankara

Doruk maden işçilerinin açlık grevinde 7. gün: Artık konuşmakta bile zorlanıyorlar, bunun adı zulümdür; ödenen miktar toplam alacağımızın 50'de 1'i bile değil!

 

Çok basit önlemler varken zoru başardılar.


301 madencinin öldüğü Soma’nın yıl dönümü 
Nefes’ten Nisanur Yıldırım’ın haberine göre, faciada oğlu Uğur Çolak’ı kaybeden ve aynı zamanda Soma 301 Madenciler Sosyal Yardımlaşma Derneği Başkanı olan emekli madenci İsmail Çolak, oğlunun kaybını şöyle anlattı: “Biz evlatlarımızı kaybedince adaleti de göçükte bıraktık. Oğlum benim ilk göz ağrımdı, sevdamdı. Baba oğuldan öteydik. Aç kapitalizm, çocuğumuzu bizden kopardı. Çok basit önlemler varken zoru başardılar. İşçi sağlığı ve iş güvenliklerine dikkat etmiş olsalardı bunlar yaşanmazdı. Hiçbir işçi, iş yerlerinde öldürülmemeli. İnsanların çıkarılan madenlerden daha kıymetli olduğu anlaşılmalı.”

 

Birgün Gazetesi

Çiftçilikten kopup 22 yıl yeraltında çalışan Bağımsız Maden İş Genel Başkanı Gökay Çakır, işçilikten sendika önderliğine uzanan hikâyesini konuştuk: 


Soma Maden Katliamı'nın 12'nci yıldönümü: Yeraltından gelen umut 
Maden işçiliğine ne zaman başladınız, daha önce ne iş yapıyordunuz?
Manisa Soma Ularca köyünde yaşayan ilkokul mezunu bir vatandaştım ben. Köylüyüm, köyünde hayvancılık yapan, çiftçilik yapan bir vatandaşıdım. 23 yaşına kadar. Köyümüzde, köylerde yaşayan insanlar çiftçilikten, hayvancılıktan başka bir şey bilmezler. Babam da çiftçiydi. Köylü insanlar siyaseti pek takip etmezler. Devleti çok yormazlar, kendi halinde yaşarlar. Ta ki 2000’li yıllara kadar. 2000'li yıllardan sonra Türkiye'de siyasi konjonktür insanlara şunu yaptı: Dediler ki; “Okulları köylerden taşıyacağız, şehirlerde okutacağız çocuklarınızı”. E çocukların şehre gelmesi o köylüyü, o çiftçiyi zorladı. Öyle olunca oradaki köylü, -çocuğunun kendisi gibi olmasını istemediği için köyü terk etti. Çocukları için şehre göç etti. Ee köylü insan, iş yok, nasıl adapte olacak şehir hayatına? Sonra kendini madende buluyorsun. ‘Nasip, öleceksek ölürüz, kalacaksak kalırız’ diye iniyorsun madene

 301 kişi savaşta ölmüyor, bir anda ölüyor. O günden sonra, 47 gün işyerine adımımı atmadım. Bir hafta sokaklara çıkıp arkadaşlarımı defnettikten sonra 40 gün evden çıkmadım. Ben o günleri konuşmak istemiyorum. Tahir Çetin’i de anlat diyorlar. Ben bunları anlattığım zaman bir daha yaşıyorum. O yüzden konuşmuyorum. 26 gün depremde kaldım, onu da anlatmak istemiyorum. Bende kalıyor o.

Biz 301 arkadaşımızı kaybetmişken, işveren bir SMS ile ocakları kapattı, binlerce işçi sokakta kaldı. Tazminatları ödenmedi, ihbar kıdemleri ödenmedi. Özlük hakları, maaşları kaldı içeride. Sendikanın işçisine sahip çıkmadığını gördüm, siyasetçinin bir şey yapmadığını gördüm, patronun ceza almadığını gördüm. O saatten sonra Gökay Çakır’ın beyni 180 derece ters döndü.

 301 kişi savaşta ölmüyor, bir anda ölüyor. 42 kişi bir anda ölüyor. 9 kişi bir anda ölüyor. 18 kişi bir anda ölüyor. Sadece madencinin değil ki. Türkiye işçi sınıfının, Türkiye emekçilerinin kaderi bu zaten. Bak çocuklar ölüyor çalışırken 70 yaşını aşmış insanlar çalışırken ölüyor. Ölesiye kadar çalışmazsanız muhtaç olursunuz. Geçinemiyorsunuz çünkü. Türkiye’de kölelik sitemi var var. Durum bu.

Son söz… İşçi sınıfına da çağrısı var. Bir an evvel sarı sendikalardan kopsunlar, sararmış solmuş o sendikalar. Bizim gibi bağımsız sendikalara yönelsinler. Onlar çürümüş, 30 senelik genel başkan olmaz, patronla kol kola sendikacılık olmaz. İşçi sınıfı bir an evvel bu sendikalardan kopmalıdır.

Planlı

 

Hakan Tosun cinayeti: Planlı hedef alma mı, kavga mı?

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF)’in Türkiye temsilcisi Erol Önderoğlu’nun kelimeleriyle, “Türkiye COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, yetkililer çevre sorunlarını haberleştirmeye adanmış bu gazeteci ve belgeselcinin ölümcül şekilde darp edilmesiyle ilgili iki şüphelinin tutuklanmasıyla yetinmemelidir. Yetkililer, bu vahşi suçun tüm gerçeğini — özellikle de cinayetin ardındaki motivasyonu — süratle ortaya çıkarmak için ellerinden gelen her şeyi yapmalı; sorumluların kim olduğunu belirlemek amacıyla olayın gazetecilik faaliyetleriyle bağlantılı olabileceği ihtimalini de araştırmalıdır. Bu mücadele, ülkede medya çalışanlarına yönelik şiddetin giderek normalleşmesine karşı koyabilmek açısından daha da önem taşımaktadır.

              

Hakan Tosun’un neden saldırıya uğradığı dava süreci, belli ki sanık avukatları tarafından “karşılıklı atışma” üzerinden tartışılmaya devam edecek. Öldürenler belli, öldürülen belli.

Türkiye’de kentsel dönüşümle birlikte artan maden projeleri, kazalar, Kazdağları’ndaki orman kıyımı, işçi ve köylü direnişleri, baraj inşaatları ve Hatay’daki rezerv alanlar… Ekolojiye dair hemen her başlık dijital olarak belgelenmiş; çoğunun ardında Hakan Tosun’un kamerası var.

Onun ölümü basit bir kavga değil, çevre gazeteciliğiyle rahatsız ettiği çevrelerin araştırılmasını gerektiren simge bir dava niteliğinde.

Hakan Tosun’un ardında hem bir soruşturma dosyası hem de Türkiye’nin doğa ve kent mücadelelerinin eşsiz görsel arşivi kaldı. Tosun’un ölümünün ardındaki sis perdesi dağılması için neden öldürüldüğü sorusunu baki tutmalıyız, hem yılların emeğine sahip çıkmak hem de ailesini bu kavgada yalnız bırakmamak için. 

Özge Mumcu Aybars   kısa dalga