Fotoğraf/Film Haftası
SergiOdası : Kasım/Aralık 2025 : Zonguldak : Türkiye
Ankara
Doruk maden işçilerinin açlık grevinde 7. gün: Artık konuşmakta bile zorlanıyorlar, bunun adı zulümdür; ödenen miktar toplam alacağımızın 50'de 1'i bile değil!
Çok basit önlemler varken zoru başardılar.
301 madencinin öldüğü Soma’nın yıl dönümü
Nefes’ten Nisanur Yıldırım’ın haberine göre, faciada oğlu Uğur Çolak’ı kaybeden ve aynı zamanda Soma 301 Madenciler Sosyal Yardımlaşma Derneği Başkanı olan emekli madenci İsmail Çolak, oğlunun kaybını şöyle anlattı: “Biz evlatlarımızı kaybedince adaleti de göçükte bıraktık. Oğlum benim ilk göz ağrımdı, sevdamdı. Baba oğuldan öteydik. Aç kapitalizm, çocuğumuzu bizden kopardı. Çok basit önlemler varken zoru başardılar. İşçi sağlığı ve iş güvenliklerine dikkat etmiş olsalardı bunlar yaşanmazdı. Hiçbir işçi, iş yerlerinde öldürülmemeli. İnsanların çıkarılan madenlerden daha kıymetli olduğu anlaşılmalı.”
Birgün Gazetesi
Çiftçilikten kopup 22 yıl yeraltında çalışan Bağımsız Maden İş Genel Başkanı Gökay Çakır, işçilikten sendika önderliğine uzanan hikâyesini konuştuk:
Soma Maden Katliamı'nın 12'nci yıldönümü: Yeraltından gelen umut
Maden işçiliğine ne zaman başladınız, daha önce ne iş yapıyordunuz?
Manisa Soma Ularca köyünde yaşayan ilkokul mezunu bir vatandaştım ben. Köylüyüm, köyünde hayvancılık yapan, çiftçilik yapan bir vatandaşıdım. 23 yaşına kadar. Köyümüzde, köylerde yaşayan insanlar çiftçilikten, hayvancılıktan başka bir şey bilmezler. Babam da çiftçiydi. Köylü insanlar siyaseti pek takip etmezler. Devleti çok yormazlar, kendi halinde yaşarlar. Ta ki 2000’li yıllara kadar. 2000'li yıllardan sonra Türkiye'de siyasi konjonktür insanlara şunu yaptı: Dediler ki; “Okulları köylerden taşıyacağız, şehirlerde okutacağız çocuklarınızı”. E çocukların şehre gelmesi o köylüyü, o çiftçiyi zorladı. Öyle olunca oradaki köylü, -çocuğunun kendisi gibi olmasını istemediği için köyü terk etti. Çocukları için şehre göç etti. Ee köylü insan, iş yok, nasıl adapte olacak şehir hayatına? Sonra kendini madende buluyorsun. ‘Nasip, öleceksek ölürüz, kalacaksak kalırız’ diye iniyorsun madene301 kişi savaşta ölmüyor, bir anda ölüyor. O günden sonra, 47 gün işyerine adımımı atmadım. Bir hafta sokaklara çıkıp arkadaşlarımı defnettikten sonra 40 gün evden çıkmadım. Ben o günleri konuşmak istemiyorum. Tahir Çetin’i de anlat diyorlar. Ben bunları anlattığım zaman bir daha yaşıyorum. O yüzden konuşmuyorum. 26 gün depremde kaldım, onu da anlatmak istemiyorum. Bende kalıyor o.
Biz 301 arkadaşımızı kaybetmişken, işveren bir SMS ile ocakları kapattı, binlerce işçi sokakta kaldı. Tazminatları ödenmedi, ihbar kıdemleri ödenmedi. Özlük hakları, maaşları kaldı içeride. Sendikanın işçisine sahip çıkmadığını gördüm, siyasetçinin bir şey yapmadığını gördüm, patronun ceza almadığını gördüm. O saatten sonra Gökay Çakır’ın beyni 180 derece ters döndü.
301 kişi savaşta ölmüyor, bir anda ölüyor. 42 kişi bir anda ölüyor. 9 kişi bir anda ölüyor. 18 kişi bir anda ölüyor. Sadece madencinin değil ki. Türkiye işçi sınıfının, Türkiye emekçilerinin kaderi bu zaten. Bak çocuklar ölüyor çalışırken 70 yaşını aşmış insanlar çalışırken ölüyor. Ölesiye kadar çalışmazsanız muhtaç olursunuz. Geçinemiyorsunuz çünkü. Türkiye’de kölelik sitemi var var. Durum bu.
Son söz… İşçi sınıfına da çağrısı var. Bir an evvel sarı sendikalardan kopsunlar, sararmış solmuş o sendikalar. Bizim gibi bağımsız sendikalara yönelsinler. Onlar çürümüş, 30 senelik genel başkan olmaz, patronla kol kola sendikacılık olmaz. İşçi sınıfı bir an evvel bu sendikalardan kopmalıdır.
Planlı
Hakan Tosun cinayeti: Planlı hedef alma mı, kavga mı?
Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF)’in Türkiye temsilcisi Erol Önderoğlu’nun kelimeleriyle, “Türkiye COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, yetkililer çevre sorunlarını haberleştirmeye adanmış bu gazeteci ve belgeselcinin ölümcül şekilde darp edilmesiyle ilgili iki şüphelinin tutuklanmasıyla yetinmemelidir. Yetkililer, bu vahşi suçun tüm gerçeğini — özellikle de cinayetin ardındaki motivasyonu — süratle ortaya çıkarmak için ellerinden gelen her şeyi yapmalı; sorumluların kim olduğunu belirlemek amacıyla olayın gazetecilik faaliyetleriyle bağlantılı olabileceği ihtimalini de araştırmalıdır. Bu mücadele, ülkede medya çalışanlarına yönelik şiddetin giderek normalleşmesine karşı koyabilmek açısından daha da önem taşımaktadır.
Hakan Tosun’un neden saldırıya uğradığı dava süreci, belli ki sanık avukatları tarafından “karşılıklı atışma” üzerinden tartışılmaya devam edecek. Öldürenler belli, öldürülen belli.
Türkiye’de kentsel dönüşümle birlikte artan maden projeleri, kazalar, Kazdağları’ndaki orman kıyımı, işçi ve köylü direnişleri, baraj inşaatları ve Hatay’daki rezerv alanlar… Ekolojiye dair hemen her başlık dijital olarak belgelenmiş; çoğunun ardında Hakan Tosun’un kamerası var.
Onun ölümü basit bir kavga değil, çevre gazeteciliğiyle rahatsız ettiği çevrelerin araştırılmasını gerektiren simge bir dava niteliğinde.
Hakan Tosun’un ardında hem bir soruşturma dosyası hem de Türkiye’nin doğa ve kent mücadelelerinin eşsiz görsel arşivi kaldı. Tosun’un ölümünün ardındaki sis perdesi dağılması için neden öldürüldüğü sorusunu baki tutmalıyız, hem yılların emeğine sahip çıkmak hem de ailesini bu kavgada yalnız bırakmamak için.
Özge Mumcu Aybars kısa dalga
Emek / e-skop
Yüksel Arslan (1933-2017)
21/4/2017/ skopbülten /Özyaşam
1933
24 Temmuz’da, Haliç’in ucunda, İstanbul’un ilçesi Eyüp’te, Pierre Loti’nin evinin pek yakınında, fabrikalarla ve dehşet verici mezar taşlarıyla dolu eski mezarlıklarla kuşatılmış Bahariye denilen mahallede doğdum.[1]
Bir iç göçmen olan babam bu fabrikalardan birinde işçiydi. Anadolulu bütün genç köylüler gibi doğduğu köyü ilk terk edişi askerliğindeydi. Bu garip seyahat on yıldan fazla sürer! Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı.
Annem de tuhaf bir göçmendi. Türkiye’nin doğusunda doğmuş, Birinci Dünya Savaşı sırasında Rus ordularından kaçmış ve yollarda bulaşıcı hastalıklardan ana-babasını ve kız kardeşlerini kaybetmişti. Önce Ankara, sonra da İstanbul’da hizmetçilik yapmıştı.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında ailenin yardımına koşmak için bir tekstil fabrikasında işçi oldu. Altı kişiydik (sonradan işçi olacak bir ağabeyim ve iki kız kardeşim vardı).
Arşiv
Orhan Taylan ile solun görsel hafızası üzerine
1970’li yıllarda TİP’in ve çeşitli sendikaların görsel işlerini üreten ve ortaya uzun yıllar konuşulacak, kullanılacak işler çıkaran Orhan Taylan’la solun görsel serüveni.
Ankara'ya
Doruk madencilik işçilerinin yürüyüşü 4. gününde de devam etti: ‘Yeraltında ölüm korkusu, yerüstünde ekmek kavgası’
Milletvekillerine seslenen Çakır, şöyle devam etti:
“Orada 600 milletvekilinin ne işi var ? Bu işçileri savunmayacaksanız, bu çiftçileri savunmayacaksanız, bu emekçileri savunmayacaksanız, bu yedi kat yerin altına giden madencileri savunmayacaksanız ne işiniz var sizin orada ? Gelin buyurun bu meseleyi bir an önce çözün, biz de susarız, teşekkür ederiz ancak bu işçilerin çoluğu çoçuğu evlerinde bekliyor. Bu insanlar günde 25 km yol yürüyorlar. Sizler hiç yürüdünüz mü ? Bu işçinin bir an önce meselesini çözün.”
Sergi Odası 27. Yılına Giriyor!
Sergi Odası 27. Yılına Giriyor!
26 yıldır Zonguldak’ta kültür-sanat ortamı sunan Sergi Odası 1 Mayıs 2026’da 27'inci yılına girecek.
Sergi Odası son bir yılda bir dizi fotoğraf, karikatür, seminer, sergi ve söyleşiyi konuk etti. "Salı Sineması" film gösterilerini sürdürdü. İnternet üzerinden her ay bir konuda fotoğraf sunumu gerçekleştirdi.
Geçen dönem boyunca geleneksel çalışması ‘Zonguldaklı Yazarlar, Zonguldak’ı Yazanlar” ve "Fotoğraf ve Sinema" başlığı altında topladığı yayınları masa üzerine çıkardı.
Fotoğraf/Film Haftası
2025'in Kasım ve Aralık aylarına paylaştırılan etkinlikler, Britanya (İngiltere) kömür işçilerinin 84/85 uzun grevi ve Zonguldak Kömür Havzası maden işçilerinin 90/91 uzun grevini hatırlatmak üzere düzenlendi.
Dayanışma İçin Teşekkür!
Sergi Odası, yıl boyunca süren çalışmalarına destek olan kuruluşlara teşekkür ediyor: Eğittim Sen Çaycuma Temsilciliği, Karaelmas Ressamlar Topluluğu, Zonguldak Fotoğraf Derneği, Zonguldak Belediye Kültür Merkezi, Salı Sineması Topluluğu Katılımcıları, Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfı, Kilimli Halkevi, Soğuksu Öztürk Simit Fırını, Soğuksu Star Elektrik, Birgün Gazetesi, Haftalık Susma Gazetesi, Berfin Bahar Dergisi.
İNSANA SAYGI MİTİNGİ
Çektiğimiz fotoğraflar peşimizi bırakmıyor. İşçi ölümleri seni beni ilgilendirmez gibi görünür. Ancak, zamanla yarışan işçi servisinin bir öğrenci servisi ile çarpışması beklenmedik değildir. Ya da bir kuryenin hemen ulaştırmaya zorunlu olduğu kebabının altında kalmak...+İnsana Saygı Mitingi yaklaşık 25 binlik katılımla yapıldı. Peş peşe gelen ölümler çok sayıda sendikanın Zonguldak'ta buluşmasıyla sonuçlandı.+BUGÜN bol haber, bol rapor, bol istatistik, bol Allaha havale var!
F: İbrahim Akyürek
2025 Aralık
‘GÖZCÜ BEKÇİ HAYVANLAR’
Schalansky, bir zamanlar maden işçilerinin oksijen oranının düşmesine karşı uyarıcı olarak kullanılan kanarya kuşundan yola çıkarak ekoloji üzerine yeniden düşünmemizi sağlıyor. Fareler gibi denek rolü üstlenen ve neredeyse onun kadar kolay tedarik edilen küçük boyutlu kanarya kuşu, kitapta rehber gibi hizmet ediyor okura. Yazar, ‘gözcü bekçi hayvanların’ olağanüstü koşullarda vaat ettiği imkânın çözülemeyen çelişkisini de daha yakından görmemizi sağlıyor Yalpalayan Kanarya’larda.
Madenciler için ölümcül gazların varlığını insanlardan önce duyumsayan bu kuş, bir uyarı mekanizmasıdır o bir habercidir aslında:
Cumhuriyet
MMO Başkanı Yüksel, Türkiye’nin madende ithalat cenneti olduğunu söyledi ve uyardı: Bugün ucuza verenler yarın pahalıya satacak
Maden Mühendisleri Odası Başkanı Ayhan Yüksel, Türkiye’nin öncelikli sorunlarından birinin sömürge madenciliği olduğunu söylüyor. Devletin madenlerden çekilmesiyle ülkenin “ithalat cenneti”ne döndüğünü vurgulayan Yüksel, “Demir ithalatında yüzde 100’e doğru gidiyoruz” uyarısında bulundu.
Soma
Ne olmuştu? SOMA 2014
YUSUF Yerkel, 13 Mayıs 2014'teki Soma maden faciasından sonra Başbakan Erdoğan bölgeye gittiğinde protestocu Erdal Kocabıyık koruma araçlarından birine tekme atmıştı. Bu hareket üzerine özel harekat polisleri Kocabıyık’ı yere yatırmıştı. O sırada arabasına binmek üzere olan Yerkel, yanına geldiği protestocuyu birkaç kez tekmelemişti. Yerkel, olayın hemen ardından ayağı incindiği gerekçesiyle "iş göremez“ raporu almıştı.
2025
Soma'da Madenci Yakını Tekmeleyen Yusuf Yerkel'e TFF, UEFA'da Görev Verdi
Birgün:
Gözaltı Çantası! Nazım Alpman
Gözaltına alınmadan önce evde yapabileceğin akıllı hazırlıklar…
* Telefon ve bilgisayarını şifrele.
* Bulut yedekleme açık olsun.
* Evde bir çantan hazır dursun.
* Bir kişiye “avukatımı ara” talimatını önceden ver.
* Evcil hayvan / yaşlı / hasta / çocuk planı yap.
1) Kimlik ve hukuki temel şeyler. Bunlar olmazsa olmaz. Genelde üzerinde bulunmasına izin verilen şeylerdir:
*Nüfus cüzdanı / T.C. kimlik kartı
*Avukatının adı ve telefonu
*Telefona el konulabileceği için ezberinde olsun, küçük bir kâğıda yazılı.
*Yakın bir kişinin telefon numarası (eş, kardeş, çocuk).
*Varsa kronik hastalık raporu / reçete fotokopisi
*Varsa düzenli kullandığın ilaçların listesi… Doz ve saat bilgisi de olsun.
Önemli not: Belgeleri asıl değil, fotokopi olarak taşımak daha güvenlidir.
Dayanışma
Ocağa kapandılar: 'Yöneten de biz olacağız'
Dün jandarmaların saldırısına rağmen işçiler geri çekilmedi ve jandarma barikatını aşarak maden sahasına girdi. Madencilerden yaklaşık 500'ü ocağa kapanma kararı alırken, vardiyası olmayan işçiler ve aileleri ise tertip alanı olarak adlandırılan bölgede bekleyişini sürdürüyor.
Sendika yönetimi, 1243 işçinin madeni işletmeye talip olduğunu duyurdu. İşçiler kendi yönetim kurullarını seçerek üretimi sürdürme iradesi ortaya koyduklarını açıkladı. Madenden yapılan açıklamada, üç aydır ödenmeyen maaşların ödenmesi, tüm tazminat ve özlük haklarının eksiksiz verilmesi gerektiği belirtildi.
İşverenin "istifa edin paranızı verelim" dayatmasının kabul edilmeyeceği, "çıkın gidin" anlayışının reddedildiği ve üretenin işçiler olduğu belirtilerek, "Yöneteceksek biz yöneteceğiz" denildi.
Dayanışma çağrıları


















.jpg)



.jpg)
.jpg)
.jpg)

















.jpg)



