2017

Hayırdır 1850’lere geri mi döndük?

 

Daha kaç cenaze gerekiyor?

Daha çarpıcı olan ise kazalara ilişkin veriler.

TTK genelinde kaçak ocaklarda 2023 yılında 3, 2024 yılında 5 işçi hayatını kaybetmiş. 1992-2024 yılları arasında kaçak ocaklarda meydana gelen kazalarda (kayıtlara giren) 146 işçi; rödovanslı sahalarda ise 155 işçi yaşamını yitirmiş. Üstelik kaçak ocaklardaki yaralanmaların tam sayısı bile tespit edilemiyor.

Bu ne demek?

Bu, devletin kayıtlarına bile tam olarak girmeyen ölümler olduğu anlamına geliyor. Açık açık görmezden geliniyor. Bu, yerin altında yaşananların bir kısmının istatistiklere dahi yansımadığı anlamına geliyor. Bu, görünmeyen bir ölüm ekonomisi olduğu anlamına geliyor.

Hayırdır 1850’lere geri mi döndük? Utanmazsanız çocukları da madene sokalım! 

Üstelik burada özellikle rödovans uygulamasını hatırlatmak gerekiyor.

Soma’da 301 işçinin hayatını kaybettiği maden işletmesinde de rödovans sistemi vardı. Yani kamuya ait bir sahada üretim hakkı özel bir şirkete devrediliyor; şirket belirli bir bedel karşılığında kömür çıkarıyor. Kârlılık baskısı arttıkça maliyetler kısılmaya, maliyetler kısıldıkça iş güvenliği önlemleri “esnetilmeye” başlanıyor. Üretim hedefleri, insan hayatının önüne geçiyor.

Rödovans modeli teorik olarak bir işletme yöntemi olabilir. Ancak denetimin zayıf, yaptırımın caydırıcı olmadığı, kamu otoritesinin etkin olmadığı bir ortamda bu model; iş güvenliğini tali, üretimi asli unsur haline getiriyor. Soma bunun en acı örneğiydi. 301 can bunun bedelini ödedi. Cezasızlığın cezasını işçiler hayatlarıyla ödedi, ödüyor. 

Bugün hâlâ rödovanslı sahalarda yüzlerce ölüm kayda geçmiş durumda. Bu tablo bize şunu söylüyor: Sorun sadece kaçak ocaklar değil. Sorun sadece bireysel ihmal değil. Sorun; denetim zafiyeti, yaptırım eksikliği, siyasi irade yetersizliği ve insan hayatını üretim maliyeti olarak gören anlayıştır.

İncelediği TTK raporunda açıkça ifade ediliyor: Kaçak ocaklarda arama kurtarma çalışmaları TTK tahlisiye ekiplerince zor şartlar altında, güçlükle yürütülüyor. İlkel koşullar, asgari iş güvenliği önlemlerinden yoksun çalışma ortamı... Yani ölümler gerçekleşmeden önce bilinen, görülen, raporlanan bir tablo var.

Bu durumda artık “kaza” kelimesi gerçeği karşılamıyor.

Kaza; öngörülemeyen, engellenemeyen olaydır. Oysa burada sayılar var, raporlar var, tekrar eden müdahaleler var, yıllara yayılan ölümler var. Aynı ocaklara defalarca mühür vuruluyor, aynı sahalarda defalarca cenaze çıkıyor. Bu bir tesadüf zinciri değil; sistematik bir ihmaller zinciridir.

 Murat Ağırıel    Cumhuriyet

        

Hayırdır 1850’lere geri mi döndük? 

2026 Şubat

Kuruluş felsefesinde kültür ve sanat olan genç Cumhuriyet, temelini sağlamlaştırmak ve Osmanlı’dan devraldığı bakımsız Anadolu taşrasını kalkındırmak amacıyla “Yurt Gezileri ve Yurt Resimleri” atılımını planladı. Bu kapsamda 1938-1943 arasında her yıl on sanatçıyı görevlendiren devlet, sanatçıların görevlendirildikleri illerde her türlü gereksinimlerini karşılayacaktı. Altı yıllık süre içinde 48 ressamımız, 63 kente giderek 675 resim yaptılar. Toplanan resimler Ankara Halkevi binasında izleyicilerin beğenisine sunuldu.

 

Şubat 2026 Satışa Çıktı

Teknik

 İki film ve Hitler’in arkasındaki dev şirket: IBM  Hitler için IBM’in ölüm hesaplayan makineleri

  

PATRON - OLİGARK

 

Hitler’i ayakta tutanlar

Peşine yüzbinleri takan Adolf Hitler’in 30 Ocak 1933’te şansölye olarak atanmasıyla başlayan Üçüncü Reich, Nürnberg Mahkemesi’nin aldığı kararlarla 1946’da sona ermişti. Hitler’in Nazi diktatörlüğüne destek vermiş olan 42 “endüstri babası” da Nürnberg’de yargılanmıştı.

ONLARSIZ HİTLER BİR HİÇTİ 

Adolf Hitler, 30 Ocak 1933’te Almanya Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg tarafından Almanya şansölyesi olarak atandı. Almanya’ya el koyan Hitler ile yardakçılarının palazlanması ve 13 yıl ayakta kalması, Alman endüstrisinin “babaları” olmasaydı başarılamazdı ve Hitler bir hiçti. Nazi Almanyası’nın orduları, Flick, Krupp, Thyssen ve şürekâsı olmadan komşu ülkeleri istila edemez, savaşamazdı. Onlar sayesinde Nazi Almanyası 1942- 1944 arasında silah gücünü üçe katlamıştı. Adolf Hitler’e verilen büyük parasal destek daha 1920’li yıllarda Bavyera’da başlar. Oradan diğer Alman kentlerine, Avusturya’ya ve İsviçre’ye de sıçrar. Avrupa’ya kaçmış bazı varlıklı Rus asilleri “Bolşevik düşmanı” Hitler’e destek verirken Henry Ford da Hitler’in partisi NSDAP’ye bağışta bulunur! Aynı dönemde Mussolini yönetimindeki İtalyan faşistlerinin bile İsviçre bankaları kanalıyla milyonlarca markı Führer’e yollamış olduğu biliniyor.

ÇIKARLAR KARŞILIĞINDA DESTEK

Evet, o dönemlerde herkes çıkarları karşılığında Nazileri desteklemişti! İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin yanında oldukları için Nürnberg mahkemesinin suçlu gördüğü endüstri patronları günlerini bir zamanlar Hitler’in kaldığı Landsberg hapishanesinde geçirirler. Yeni Almanya için ortak planlarını orada yaparlar. 60 milyona yakın insanın ölümünden Hitler’e hizmet etmiş olan bu endüstri patronları da sorumludur! İngilizlerle Amerikalılar kurdurdukları Batı Almanya’ya, Sovyetler’e karşı “kale” görevini verirler. Ancak ülkenin bir an önce güçlenmesi gerekmektedir. Hitler’e hizmet vermiş olan endüstri patronları hâlâ hayattadır. Solcuları sevmeyen, politik görüşleri en sağda bu insanlar ülkeye yine gerekli oldukları için aklanırlar. Dizginler yine Flick, Krupp, Abs, Sohl ve Zangen’in elindedir... 

 Burhan Arpad     Cumhuriyet Pazar  

      

'Kemal Türkler Yılı'

S.O. (Arşiv) 
Birleşik Metal-İş, 2026 yılının 'Kemal Türkler Yılı' ilan edildiğini açıkladı

"2026 yılı boyunca Kemal Türkler'i anacak ve anlatacağız. Doğumunun 100. yılı vesilesiyle ilan ettiğimiz 'Kemal Türkler Yılı' kapsamında, sadece onu anmakla kalmayacak; aynı zamanda işçi sınıfının bugünkü sorunlarını onun mücadeleci yaklaşımı ile yeniden masaya yatıracağız. Yıl boyunca başta metal işçileri olmak üzere tüm emekçilerle, sınıf dostlarıyla bir araya gelmeyi planladığımız başlıca etkinliklerimiz şunlar olacaktır:

Akademik Sempozyumlar ve Paneller: Kemal Türkler'in sendikal anlayışı, Türkiye işçi sınıfı tarihi ve günümüz emek piyasalarındaki yapısal dönüşümlerin ele alınacağı kapsamlı oturumlar.

Belge ve Fotoğraf Sergileri: Maden-İş ve DİSK tarihine ışık tutan, Kemal Türkler'in hayatından kesitler sunan gezici ve kalıcı sergiler.

Kültürel Anma Programları ve Belgesel Gösterimleri: Genç kuşakların onun mirasıyla tanışmasını sağlayacak görsel ve işitsel etkinlikler.

Edebiyat ve Şiir Ödülleri: Emeğin ve çalışma yaşamının edebiyattaki yansımalarını desteklemek, sendikal hareket ile sanatın tarihsel bağını güçlendirmek amacıyla bu yıla özel etkinlikler planlanmıştır. Bu kapsamda verilecek 'Kemal Türkler Şiir Ödülü' önemli bir katkı olacaktır.

Yayın Çalışmaları: Kemal Türkler'in yazıları, konuşmaları ve onun hakkında kaleme alınan araştırmalardan oluşacak özel yayınların akademiye ve sendikal hayata kazandırılması. Tüm basın emekçilerini, akademi dünyasını, emekten yana olan tüm kurumları ve Türkiye işçi sınıfını, 2026 "Kemal Türkler Yılı" etkinliklerinde omuz omuza olmaya davet ediyoruz."

 

Soğuksu / Zonguldak

Mart 1992  Kozlu Grizu 263 İnsan
Mart 1983 Kandilli (Armutçuk) 103 İnsan
F: İbrahim Akyürek / Kozlu
Kandilli (Armutçuk)
  

6 Şubat

Akdeniz limanlarında eş zamanlı grev: Liman işçileri Gazze için iş bırakıyor

Akdeniz havzasında 20’den fazla limanda çalışan işçiler, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere yönelik sürdürdüğü soykırıma karşı 6 Şubat’ta eş zamanlı greve gitmeye hazırlanıyor. Liman işçileri, hükümetleri ve liman otoritelerini İsrail’e yönelik silah sevkiyatlarına ortak olmakla suçluyor.

İtalya merkezli Temel İşçi Sendikası’nın (USB) de aralarında bulunduğu liman işçileri sendikalarının çağrısıyla örgütlenen eylem; İtalya, Yunanistan, Bask Bölgesi, Fas ve Türkiye’deki limanlarda eş zamanlı olarak gerçekleştirilecek. Grevin temel hedefleri arasında silah sevkiyatlarının aksatılması, yeniden silahlanma politikalarına karşı çıkılması ve sivil ulaşım altyapısının savaş lojistiğine dönüştürülmesine itiraz yer alıyor.

USB, seferberliğin yalnızca Gazze’deki soykırıma karşı değil, aynı zamanda liman altyapısının ve savaş ekonomisinin hızlanan militarizasyonuna karşı bir yanıt olduğunu vurguladı. Sendika, bu sürecin işçi haklarını aşındırdığını ve sosyal koruma mekanizmalarını zayıflattığını belirtti.

'Amaç limanları savaşın değil, barışın mekânları haline getirmek'